ZAMAN
Zaman var mı sevmeye, öğrenmeye, gezmeye, tatmaya ve hatta yaşamaya. Çok hızlı geçiyor desem saniyeler: Olamaz! Binlerce yıldır aynı. Tik-tak-tik-tak... Ne o halde bu duygunun sebebi? Yalnızlık mı? Ölen insanlar mı? Her sabah yorgun uyanışlar, her gece uykusuzluk çemberinde dolanışlar. Sorsan sanki yirmi dört saat değil gün.
Zaman var mı insanlara iyilik yapmaya, korkusuzca peşlerinden koşmaya. Her birine selam vermeye tek tek, sıcak bir gülümsemeye. Bir kez olsun alışveriş yaptığın marketten çıkarken kasiyerin bıkmış gözüne bakıp “kolay gelsin” dedin mi tüm içtenliğinle. Hiç bekledin mi cevabını?
Zaman var mı güneş henüz doğmamışken dağları, tepeleri aşıp çiçeklerin arasında yorulmaya ve sıcak sıcak yükselmesini izlemeye güneşin doğuşunu. Var mı zamanın?
Evet! Zaman var!. Sevmeye, görmeye, sevişmeye, tatmaya her şeye zaman var. Kalk. Çık dışarıya. Zaman geceyi mi gösteriyor kaldır kafanı bak aya. Hesapla ne kadar zaman kalmış dolunaya. Gündüz mü zaman çocukları bul onları izle hatta git oyunlarına katıl.
Sevdiğin insanı bul bir an önce. Tut elini bırakma. Yalnızlığın sana hükmetmesine izin verme. Unutma: Yalnızlık yankıdır. Ulaştıramazsın hiçbir yere döner dolaşır çarpa çarpa sana geri gelir.
Zaman var! Koş insanlara.
Zaman yok! Elbet öleceksin ama elindekini boşa harcama. KOŞ!.
Zamanı boşa harcama!
Keşke

Daha fazla açmalıyım müziğin sesini. Ancak bu şekilde duyamıyorum aklımdaki yankıları ya da beynim yüksek sesli müziğe maruz kaldıgından dikkatini toplayamıyor sana. Aklımın çemberinde dönüyor bütün sözlerin, bütün hatıralar, gülüşler, bakışlar.. Tam unuttum diyorum bir şarkı başlıyor eskilerden. Al işte yeniden başa döndük, canlandır hatıraları tıpkı filmden alınmış kareler gibi veya bir fotograf albümünün tekrar tekrak başa dönülmüş hali.. Yalnızım, yatıyorum. Kulağımda, hatıralara hücum eden yüksek sesli notalar ve bir kadının neşeli sesi.
Yalnızım, karanlık sayılabilecek bir odada bir başıma oturuyorum. Ah şimdi kapı açılsa geldiğini haber verseler. Ah keşke..