Keşke


                 Daha fazla açmalıyım müziğin sesini. Ancak bu şekilde duyamıyorum aklımdaki yankıları ya da beynim yüksek sesli müziğe maruz kaldıgından dikkatini toplayamıyor sana. Aklımın çemberinde dönüyor bütün sözlerin, bütün hatıralar, gülüşler, bakışlar.. Tam unuttum diyorum bir şarkı başlıyor eskilerden. Al işte yeniden başa döndük, canlandır hatıraları tıpkı filmden alınmış kareler gibi veya bir fotograf albümünün tekrar tekrak başa dönülmüş hali.. Yalnızım, yatıyorum. Kulağımda, hatıralara hücum eden yüksek sesli notalar  ve  bir kadının neşeli sesi. 

                Yalnızım, karanlık sayılabilecek bir odada bir başıma oturuyorum. Ah şimdi kapı açılsa geldiğini haber verseler. Ah keşke..


26 Nisan 2010

Canım;

Öyle güzel duruyorsun ki karşımda şimdi. Hatta yirmi üç yıldır "öyle güzel duruyorsun ki karşımda". Hiç değişmeden, hiç eksiltmeden sevgini. Ve ben tıpkı ilk gün, hani o beni ilk kucağına aldığında gözgöze geldiğimiz anda ki gibi çok seviyorum.

Zaman geçiyor, biz bile artık büyümeyi geçtik yaşlanmaya başladık. Artık evde bile değiliz senin doğum günlerinde. Olsun, ne fark eder ki; onlarca, yüzlerce, binlerce kilometre bile olsa n e f a r k e d e r ? Biliyorum, çünkü hissediyorum. Bir sıcaklık, bir coşku var sen varken içimde ve bir öğüt: " aman oğlum dikkat et!" ediyorum anneciğim. Tam yirmi üç yıldır her dediğine dikkat ediyorum.

Yirmi üç yıl, dile kolay değil mi? İlk heyecanın nasıldı? İlk adım attığımı görmen, ilk kez sana seslenmem nasıldı ? Ateşler içindeyken gece- gündüz başımda beklemen. Yirmi üç yıldır her gün beni düşündün. Ben hayatta hiç aşamayacağım zorluk yaşamadım biliyor musun? Hep yanımda oldun, hep hissettim varlığını.

Canım Annem,

İyi ki doğdun, iyi ki varsın.

Giden

Hep gidenim ben . “ Görüşürüz  “ diyemem. Biliyorum görüşemeyiz bir daha. Bir seri katilim ben.. Arkamda ne aşklar ne arkadaşlıklar ne insanlar bıraktım.  Bir damla gözyaşı akıtmadım bakıpta arkama. Dedim ya ben yalnızca gidenim.  Hayatım bu benim sırt çantası bile bazen fazla gelir aklımdaki yüklere.  “Kendine iyi bak” da diyemem. Umrumda değil çünkü neye nasıl baktıkları. Bana ne?  Bir fincan kahvenin kırk yıl hatrı var derler. Ona hiç inanmam.  Kahve fincanı yıkanınca biter her şey çünkü artık yeniden kullanıma hazırdır o, artık başka birinin kırk yılına. Kimseyle paylaşamam fincandaki kırk yılımı.

Hep alır başımı giderim ben.  “ Geri geldim “ demedim.  Hiç düşünmedim arkamda ne kaldığını..



6.7.10--3.55

Fotoğraf Albümü


Fotoğraflarını karıştırdım az önce… 

Eski yeni onlarca fotoğraf.. 

Değişmeyen bir tek şey var hepsinde:

Gülümseyen bir beden..

Öyle sadece dudaklarda biraz tebbessüm değil.

Tebessümün olmadığı yerde bir çift göz..

                                                                      Gözlerin kapalıysa yüzündeki gülümseten ifade.. 

                                                                          Bitmez tükenmez sanırım bu hal sende.

                                                                      Bitmesin zaten..

                                                                    Hep böyle kal.

                                                                   Hep böyle..

                                                                  Hoşça kal..

Ortak Nokta

Boş evde yalnız oturan bir adam. Kapının ardında sırtı kapıya dönük hızlıca uzaklaşan genç kız. Ortak noktaları başlayan ve biten aşkın tek şahidi olmaları ve ölene kadar susacak olmaları.


Kız bir uçurumun kenarında. Adam denize karşı oturmuş yudum yudum içiyor İstanbul'u. Ortak noktaları ayrılığın yalnızlığını paylaşamayacak olmaları.


Adam yatakta yanında yabancı bir kadın. Kız banyoda saatlerdir suyun altında. Ortak noktaları birliktelik ve ayrılık arasındaki zamanı unutmaya çalışmaları.


Uzun bir yolun sonunda birbirine uzak iki ışık... Beyaz, bembeyaz... Ortak noktaları birbirlerine doğru geldikleri halde bir türlü yaklaşamıyor olmaları

Deniz'i Özleyenler İçin

Sen geldiğinde bana, öpünce defalarca buram buram deniz kokardım. Beklerdim sensiz geçen zamanların sonsuz sonunu biterdi gün gölge olurdu her yer ben kaçar sana gelirdim. Tutsaktım sensiz metrekarelere bölünmüş havasız bir odada tutsak.Zaman geçmez,gün olmaz, bitmez tükenmezdi saniyeler.

Böyle siyah bir günde başladım sarhoş olmaya. Sensizliği içtim kehribar rengindeki içkilerde. Sarhoşluğum geçti de sensizliği geçiremedim. Gel,dön gel...

Sesimi Duyan Var mı?

SESİMİ DUYAN VAR MI?


Hiç bir deprem anı yaşadınız mı? O uzmanlar dediği her şey o anda boş cümleler olur. Ne deprem çantaları ne kapı eşiklerine kaçmalar… Hiç birini yapamazsınız sadece kalakalmış bir vaziyette geçmesini beklersiniz. Depre(syon)m hali de böyle öylece geçmesini beklemekten başka bir çare yoktur. Ha birde ev – ya da hayat – tepenize çökerse iş bitti demektir. Birileri enkazın üzerinden seslenir:
“Sesimi duyan var mı?”
Sizde aşağıdan cılız sesinizle:
“Burdayım.”
Diye seslenirsiniz. Depremden 72 saat sonra enkaz kaldırma çalışmaları sonuç verir. Sizi üstünüz başınız toz toprak içindeyken bulurlar kırık kemikleriniz - ya da kırık kalplerinizle – birlikte… Sonra gözünüzü bir hastane odasında yoğun bakımda açarsınız. Birileri size yoğun bakarken siz onlara boş gözlerle bakarsınız. İçinizden geçen “bütün bunlar olurken neredeydiniz?” olur. Siz kırılıp dökülürken toza toprağa bulaşırken 72 saat..
Zamanı gelince yoğun yoğun bakmakta biter hastane de. Ama öyle bir yıkımdır ki hayat pek kimse kalmaz bizi tanıyan, tanıyanlar da inatla yıkımın bizi değiştirdiği konusunda iknaya çalışır. Bilmem bilirler mi ; 72 saat enkaz da karanlığı beklemek insanı değiştirmez de ne yapar?
Artık yok o tanıdığınız insanlarda sizi tanıyanları birer birer toprağa karıştırdınız. Koskocaman enkazların, yıkıntıların arasında birileri iyileştiğinizi umarken siz hala enkazdaki gibi cılız sesinizle sessiz sessiz bağırıyorsunuz:

“Evet var!.. Sesinizi duyan var. Peki, siz benim sesimi duyuyor musunuz?

Eylül Akşamı

Yalnızca yolcuların ve uzaktan gelen müzik sesinin sessizliğini yırttığı sakin bir eylül akşamında andım adını yeniden. Gideli çok olmuştu yüreğimden, öyle kırık öyle yalnız ve öyle çaresiz kalmıştım.

Sessiz yük trenlerinin arasından yükselen şehrin ışıklarına inat aynı adın gibi yüreğime yeniden yükseliyordu ay. Belki mecalsizlik belki umutsuzluk ya da sensizliğin yüreğimde yarattığı kor alevi.

Bütün bunların arasında gelde doğ yeniden hayata ,gelde büyü yeniden, büyüt...