Özgür İnek

Yine ne zamandır yazmadığımdan şikayet ederek başlıyorum. Hiç bitmiyor bu şikayetlenme halim. Halbuki ilk aklıma geldiğinde yazmaya başlasam bir yerinden sorun olmayacak ama ne mümkün. 

Karmakarışık bir odadaki karmakarışık bir masada kendime yazacak kadar yer açtım. Nerden esti gecenin bu saatinde yazma isteği durup dururken? Oysa eve gelirken yatıp uyumanın planını yapıyordum ki odaya adım atar atmaz yatağın üstünü boşalttım. Neyse. 

Yazmaya başlarken aklımda çok başka şeyler vardı. Kalemle uğraşırken unuttum. Şimdi konuya girmeye yer arıyorum. 

Eskiden, yani daha çok yazdığım zamanlarda daha dolaylı yazıyordum. İstiyordum ki okumasını istediğim kişi bilsin sadece o anlasın ne demek istediğimi, olmadı. Ya ben anlatamadım ya da okuyan anlamak istemedi. 

Sonra doğrudan yazayım dedim. Her şeyi, olduğu gibi. Bu sefer de bitmedi yazacaklarım. Ne çok şey varmış anlatmak istediğim sonuç olarak ben yazdım, çöp kutusu kazandı. 

Esas konuya dönecek (yuh o nasıl bir atlama!) olursam:

Benim için "göçebelikten kurtulamamış" derler, doğrudur. Çünkü biz aile olduğumuzdan beridir aynı şehirde art arda beş seneden fazla kalmadık. Tam yerleşik hayata geçtiğimize inandığımız dönemde sıkılıp yine yer değiştirdik. Hal böyle olunca ve ben kendimi bilmeye başlayınca ben de kendi yolumda gezmeye başladım. Hiç durmadım, durmak hiç aklıma gelmedi.  Dedikleri gibi göçebelik ruhumdaydı. Ruhum, akşam ahırına dönmeyi bilecek kadar özgür bir inek gibiydi. Hep başladığım yere döndüm. Her geri dönüşümde bıraktıklarıma daha fazla sarıldım. Korktum, o korkuyla sarıldım insanlarıma. 

Ve korktuklarım hep başıma geldi. Hiç yalnız kalmadım fakat hep yalnızlıklarını hissedecek kadar insanı geride bıraktım. 

(Huzuru nerede bulduğumu bilmiyorum. Öğrenmeye de niyetli değilim sanırım.)

Kimse "Artık gel neredeysen" demedi. Ben de beklemedim. 



Yürüdüm.    







Deli Deli Olma/Ayrık Otu/Tarık Akan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder