Sahi Neydi Adın?

Ben bunları yaşarken de yazarken de İbrahim Maalouf'dan Beirut çalıyordu kafamda siz de dinleyin. Sen de dinle. Hani hemen aşağıda Yüzyıl Bekleyecekler İçin Ümit Yaşar'ın Bekleyenler İçin şiiri var ya yalan o. Sen bana bunun yalan olduğunu öyle güzel ispatladın ki suç Ümit Yaşar'ın değil tabi seni bekleyenin. 

Hayatım boyunca hep bir şeyler okudum. Bilirim Türk Edebiyatı'nın kaybeden şiirlerini. Mesela Orhan Veli'nin Bakakalırım giden geminin ardından/ Atamam kendimi denizlere / Dünya Güzel /Serde erkeklik var/ Ağlayamam şiirini çok iyi bilirim. Bakakaldım arkandan usul usul geldim eve. Şimdi pisliği bok götüren bir odada arkandan yazıyorum. Tütünün zehrini çekip seni savuruyorum şu an. Dağılıp gidiyorsun odanın içinde tüm bunlar bitince pencereden çıkıp gidecek rüzgarın. 












Aptal şarkı hala kulaklarımda çınlıyor.

Şarkı

Bir şarkının yanlış yerine takıldığın oldu mu hiç? 



Benim oldu. 

Yüz Yıl Bekleyecekler İçin

-Olsun, sen üşüme yine de dikkat et.

...

-Yüz yıl bekler misin? 

...



Bir ayak sesi duymayayım
Kapıya koşuyorum
Gelen sen misin diye
Bir sarı saç görmeyeyim
Yüreğim burkuluyor
Ağlamaklı oluyorum
Her şey bana seni hatırlatıyor
Gökyüzüne baksam
Gözlerinin binlercesini görürüm
Bir rüzgar değse yüzüme
Ellerini düşünmeden edemem
Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer
Tadı senden gelir
Yediğim yemişlerin
İçtiğim içkilerin
Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı
Bu emsalsiz hüzün
Seni beklediğim içindir

Resmine bakamaz oldum
Uykulardan korkuyorum artık
Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan
Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor
Şu ayna karşısında güzelliğini seyretmeni
Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada

Ve şu saat geldiğin anda
Durabilir sevincinden
Zaman çıldırabilir
Çünkü benim dünyamda
Ölümsüzlük, seni sevmek demektir.

Bir çocuk doğmayı bekler
Bir ağır hasta ölmeyi
Bitkiler yağmur ve güneşi bekler
Yalnız bir kadın sevilmeyi
Ve düşün ki bir adam
İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi
Seni bekler
Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi

Sen gelinceye kadar
Pencerem kapalı duracak
Rüzgar gelmesin diye
Artık perdeleri açmayacağım
Gün ışığı girmesin diye
Sonra kahrolacağım
Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta
Ve günlerce gecelerce haykıracağım
Nerdesin diye, nerdesin diye

Bir gün bu kapıdan sen gireceksin
Biliyorum
Ergeç bu bekleyişin bir sonu gelecek
Yıllarca sonra
Öldüğüm gün bile gelsen
Bütün bu bekleyişlerimi ve öldüğümü unutup
Çocuklar gibi sevineceğim
Kalkıp sarılacağım ellerine
Uzun uzun ağlayacağım

Ümit Yaşar Oğuzcan

Özgür İnek

Yine ne zamandır yazmadığımdan şikayet ederek başlıyorum. Hiç bitmiyor bu şikayetlenme halim. Halbuki ilk aklıma geldiğinde yazmaya başlasam bir yerinden sorun olmayacak ama ne mümkün. 

Karmakarışık bir odadaki karmakarışık bir masada kendime yazacak kadar yer açtım. Nerden esti gecenin bu saatinde yazma isteği durup dururken? Oysa eve gelirken yatıp uyumanın planını yapıyordum ki odaya adım atar atmaz yatağın üstünü boşalttım. Neyse. 

Yazmaya başlarken aklımda çok başka şeyler vardı. Kalemle uğraşırken unuttum. Şimdi konuya girmeye yer arıyorum. 

Eskiden, yani daha çok yazdığım zamanlarda daha dolaylı yazıyordum. İstiyordum ki okumasını istediğim kişi bilsin sadece o anlasın ne demek istediğimi, olmadı. Ya ben anlatamadım ya da okuyan anlamak istemedi. 

Sonra doğrudan yazayım dedim. Her şeyi, olduğu gibi. Bu sefer de bitmedi yazacaklarım. Ne çok şey varmış anlatmak istediğim sonuç olarak ben yazdım, çöp kutusu kazandı. 

Esas konuya dönecek (yuh o nasıl bir atlama!) olursam:

Benim için "göçebelikten kurtulamamış" derler, doğrudur. Çünkü biz aile olduğumuzdan beridir aynı şehirde art arda beş seneden fazla kalmadık. Tam yerleşik hayata geçtiğimize inandığımız dönemde sıkılıp yine yer değiştirdik. Hal böyle olunca ve ben kendimi bilmeye başlayınca ben de kendi yolumda gezmeye başladım. Hiç durmadım, durmak hiç aklıma gelmedi.  Dedikleri gibi göçebelik ruhumdaydı. Ruhum, akşam ahırına dönmeyi bilecek kadar özgür bir inek gibiydi. Hep başladığım yere döndüm. Her geri dönüşümde bıraktıklarıma daha fazla sarıldım. Korktum, o korkuyla sarıldım insanlarıma. 

Ve korktuklarım hep başıma geldi. Hiç yalnız kalmadım fakat hep yalnızlıklarını hissedecek kadar insanı geride bıraktım. 

(Huzuru nerede bulduğumu bilmiyorum. Öğrenmeye de niyetli değilim sanırım.)

Kimse "Artık gel neredeysen" demedi. Ben de beklemedim. 



Yürüdüm.    







Deli Deli Olma/Ayrık Otu/Tarık Akan

Seni Saklayacağım

Seni saklayacağım inan
Yazdıklarımda, çizdiklerimde,
Şarkılarımda, sözlerimde.

Sen kalacaksın kimse bilmeyecek
Ve kimseler görmiyecek seni,
Yaşayacaksın gözlerimde.

Sen göreceksin, duyacaksın
Parıldayan bir sevi sıcaklığı,
Uyuyacak, uyanacaksın.

Bakacaksın, benzemiyor
Gelen günler geçenlere,
Dalacaksın.

Bir seviyi anlamak
Bir yaşam harcamaktır,
Harcayacaksın.

Seni yaşayacağım, anlatılmaz,
Yaşayacağım gözlerimde;
Gözlerimde saklayacağım.

Bir gün, tam anlatmaya..
Bakacaksın,
Gözlerimi kapayacağım..
Anlayacaksın.


Özdemir Asaf

Senin Gibi


En son yine bir pazar akşamı yine tam bu saatlerde yazmıştım. Aynı programı dinliyorum ve tam şu anda  İlhan İrem  çalıyor. Bu şarkısı güzel. 

Nereden başlayacağımı bilmiyorum. Birileri blogu okuyor biliyorum ama kimin okuduğunu bilmiyordum. Öğrenmiş oldum. Şaşırdım biraz. 

Her şey instagram'daki bio kısmına yazılan bir cümle ile başladı. Ben bana yazıldığını bilmeden cevap verdim ya da gerçekten bana yazılmamıştı sadece benim yazdığımın cevabı geldi. Belki instagram'da bio üzerinden mesajlaşan ilk insanlar biziz. 

Yine bir sonuca bağlayamadığım bir yazı oldu. Dağdan geldim. Yorgunum. Bir ihtimal tamamlarım çünkü başlarken aklımda bir sürü şey vardı. 

Neyse,

Unutmadan. 

Senin Gibi.

Hatırladım!
Bazı şarkıları sırf sen arada aklıma gel diye dinliyorum.