Simit

Sabahın dördünde kalktım -ki ikide eve gelmiştim-. Aynı sabahın yedisinde otobüse binmeliydim. Evden çıktığımda otobüsün kalkmasına tam bir buçuk saat vardı ve yağmur yağıyordu. 

Otobüste gözümü açtığımda sisten dışarısını seçemedim. Saat epey olmuştu ama Ankara'ya hala üç saat yolum vardı. Uyu uyan uyu uyan Ankara'ya geldim neyseki. 

"Dikkat: Yolun bundan sonrası hep iki kişiliktir."

Terminalde buluşma, Ankara simidi ve havaalanına giden otobüsteyiz. Kısa bir Ankara turu da biletlere dahil. Esenboğa Havalimanına koştura koştura girdik son anda öğrendik ki son iki yolcu biziz ve şanslıyız. 

Ankara'nın yağmurundan çıkıp bulutları aşınca mis gibi bir hava aşağıda bulutlar istikamet Trabzon. Manzara şahane ama o kadar uykum var ki başımı koyunca omuzuna kestirmişim biraz.

Yeniden bulutların içine daldık Trabzon'da yağmursuz kapalı bir hava. Denizin üstüne alçal.. alçal sağımızda Trabzon. Tepelerde sis bulutları. 

Trabzon'a ilk kez gelmiş gibi heyecanlıyız ikimizde. Sanki koşmazsak veya o anları ölümsüzleştirmezsek çarçabuk bitecek gibi. 

Doğru Meydan'a. Alev, kırmızı bavulu ve ben Meydan'dayız. Birazdan Tolunay gelip bizi alacak artık eve gitmem lazım yorgunum, uykum var ve acıktım. 

Biraz dinlendikten sonra yemek için dışarı çıktık. Tolunay rehberimiz istikamet Ercan Burger. Dev gibi hamburger patates, marul ve Akçaabat köfte. Yediğim en leziz hamburgerdi. 

Trabzon'a gidersen Ganita'nın orda Emperial Çay Bahçesi'nin hemen altında Rıhtım Balıkçısı var. Dışarda üç beş masa sadece. Biz önce çay ve deniz için gittik ama uskumru şahane bir balık ve ordaki abi bu işi gerçekten iyi biliyor. 

Ertesi sabah: 

Çok erken olmasa da sabah kalkıp sahile indik. Yol boyu yürümek lazım mis gibi deniz. Denizin ortasında bekleyen bir gemi. 

 Üç hafta Trabzon'a gitme hayali kurup plan yapmayınca ne yapacağına da karar veremiyor insan. Seçenekler belli Boztepe, Atatürk Köşkü, Ayasofya Kilisesi yani hep şehir içi yerler. İçimize tembellik işlemiş sanki bir iki saat turlayıp eve geri dönüyoruz sonrası ağır uyku hali. 

Trabzon'da gezmekle ilgili çok şey yazılabilir zaten bir çoğunu başka başka yerlerde okumuşsundur ama Trabzon'a gidersen Rıhtım Balık ve Ercan Burger'e git. 

Kendine özgü, sadece Karadeniz mutfağı olmasın dersen Kalender var. İç mekan tasarımı, menüleri, yemekleri tek tek seçilmiş özenle sunulmuş. Soya soslu tavuk, Çerkes çorbası ve kabak tatlısı ilk sefer için favorilerim. Ha birde sabah on birden önce gidersen kahvaltı da var.

Kahvaltıya gelmişsek eğer Trabzon'daki son günümüzün bombası Cafe Nişantaşı. İki kişi için tek kişilik kahvaltı söylemeniz yeterli mis gibi kuymak sınırsız çay ve patlayana kadar yiyebilmek Öyle harika bir görüntü ve lezzet ki önce gözünü doyurman lazım. 
 
Ertesi sabah yazdığına bakma dört güzel gün geçirdik Trabzon'da. Frida Kahlo'nun inanılmaz bir kadın olduğuna inandık bir akşam. Akşam eve girmeden havuç ve salatalık aramaya koyulduk. Sabah simit almak için en güzel yeri bulup sıcak sıcak yedik Trabzon simitlerini. 

Trabzon'dan ayrılırken son isteğimiz Trabzon simidi oldu. Ankara'da otogarda elimizde Ankara simidi vardı, Trabzon'da Trabzon simidi. İki simit arasında gittik geldik.


Trabzon'un en güzel yanı insanlar, dostlar. Tolunay olmasaydı günün çoğunda pinekleyeceğimiz ev olmayacaktı Ercan Burger olmayacaktı. Aşkın olmasaydı Kalender ve Cafe Nişantaşı olmayacaktı, az rakı çok muhabbet olmayacaktı. Ve en önemlisi Alev gelmeseydi Trabzon'a gitmeyecektim. Sabah kalkıp sahilde yürümeyecektim. Rıhtım'daki Uskumru'yu tatmayacaktım.


    


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder