ABCDEF

Hayat bir film sahnesi değildir. Gerçek aşıklar ellerinde çiçekle rengi yeşil apartmanların önünde oturup kıvırcık saçlı "O" kız gelsin diye beklemezler.

Soğuk - gerçekten soğuk- bir bira ve Neşet Ertaş yeterlidir o son satırları yazıp göndermek için. Bunlar aslında bahanedir. O satırı yazmak için kaç kez aynı şarkıyı dinlediğin veya kaç promil alkol yüklendiğin kimsenin umurunda değildir.

( İyi düşün yazarken. Yani düşün derken önce ilk aklına gelenleri yaz. Sonra aklından çıkarman gerekenleri sil. Kalanları yeninden düşün. Efsunlanmış gibi durmadan yazdığını zannediyorsun ama kağıt boş. İki seçeneğin var ya "O" aklından çıkacak ya da yazmayacaksın. "O" olmasa yazar mısın? "O" olmadığı için mi yazıyorsun? Bunlar karışık şeyler. İlk iki paragrafta neyden bahsediyordun? Oraya dön. )

Hayat, diyordu bir film sahnesi değildir. Aslında hayat hiç bir bok değildir. Elinde hem zaman da hem de uzayda seyahat edecek bir kutu olsaydı hayat gerçekten ama gerçekten fütursuzca yaşanabilirdi. Ne yazıktır ki yok. Tam da bu yüzden her şeyi bir kenara bırakıp düşünmek lazım. Şimdi veya hiç. Çünkü zararın neresinden dönersen kardır diye bir şey yok.


Yazamıyorum. Bir yere bağlayamadım. paragraflar arasında atlıyorum. Kafam çok dağınık.
Hadi gidelim be.

Dinle bak gerçekten gidelim. Gölgemden hızlı ateş edemem belki ama eğer dinlersen seni alıp uzaklara götürebilirim.

Hiçbir şey yapamazsam kitap okurum sana şarkı söyleyemem ben bilirsin bok gibi sesim var.

Gel balkona çıkalım bir sigara yak bana da verirsin bir nefes ama soğuğa dikkat et üşütmeyelim.


Terlik

Terliklerini yanıma alıp yazdım bunları.

Sen bu acayip şeyleri alıp geldiğinde ne şiirden ne de şarkıdan haberin vardı.

"Eksik bir şey mi var hayatımda / gökyüzü bazen içime doluyor"

Hiçbir şeyim tamam değil ne çayım ne sigaram

Terliklerin ben de gelsen yine sonunda aşkı bulmuş gibi.

...

...

...


Kime ne yazıyorsam ben, sanki siktiğimin yazılarını okuyacaksın.


Neyse

Kıvırcık saçlarını sevdiğim,
Küçücük omuzlarından öpüyorum.


Masumiyet

bu kaltakla aynı mahallede büyüdük. mevlanakapı'da. babası zabıtaydı. alkolik hasta bi adamdı rahmetli, erkenden de gitti zaten. bu anasıyla yoksul, perişan... bizim tuzumuz kuruydu, hacı babam yapmış bi şeyler. bi de zagor vardı. bizim eski evin kiracısının oğlu. babası filimciydi yeşilçamda. cepçilik, arpacılık, her yol vardı itte. ama sevimli, yakışıklı oğlandı. bizimkine aşık etmiş kendini. ben efendi oğlanım, okul mokul takılıyorum o zamanlar. öylece büyüdük gittik işte. ne bok varsa hep askerliği beklerdim. dört sene kaldı, üç sene kaldı... sonunda o da geldi gittik. bizde de herkes bunu bekliyormuş; gelir gelmez yapıştılar yakama. ev düzüldü, kız bulundu, çeyiz falan filan... nikahlandık. iki taksi bi dükkan verdi peder.... dükkanda koltuk moltuk satardım. bi gün bu orospu çıkageldi. hiç unutmam, görür görmez cız etti içim. böyle basma bi etek dizine kadar, çorap yok, üstünde açık bi bluz, saçlar maçlar... pırlanta anlıyacağın. şunun bunun fiyatını sordu, dalga geçti benimle. kanıma girdi o gün. tabii taktım ben bunu kafaya. ertesi gün bi soruşturma... dediklerine göre yemeyen kalmamış mahallede. ama asıl zagora kesikmiş. zagorda kaftiden içerde o sıra. bi gün, süslenmiş püslenmiş; zırt geçti dükkanın önünden. yazıldım peşine. tuhafiyeciye gitti, pastaneden çıktı; minibüs otobüs, geldik sağmalcılar'a benim içimde bi sıkıntı... işi anladım tabii: zagoru ziyarete gidiyor. bi tuhaf oldum, piçi de kıskandım. uzatmayalım çaresiz evlendik ötekiyle. o ara zagor içerden çıktı. sonra bi duyduk; kaçmış bunlar. altı ay mı bi sene mi; kayıp. hep rüyalarıma girerdi orospu. o gün dükkana gelişini hiç unutamadım. benimkine bile dokunamaz oldum. sonra bi daha duyduk ki iki kişiyi deşmiş zagor: biri polis, ikisinin de gırtlağını kesmiş. karakolda beş gün beş gece işkence buna. arkadaşlarının öcünü alıyorlar. kaltağa da öyle... önce öldü dediler zagor'a, sonra komalık. ankara'da oluyor bunlar. bizimki bi gün çıkageldi mahalleye. zagor içerde, en iyisinden müebbet. bi sabah dükkana geldim, baktım bu oturuyor. önce tanıyamadım. anlayınca içim cız etti. cız etti de ne? tornavida yemiş gibi oldu. çökmüş, zayıflamış, bembeyaz bi surat... ama bu sefer başka güzel orospu. orhan'ın şarkıları gibi. kalktı böyle, dimdik konuşmaya başladı. dedi para lazım, çok para. zagor'a avukat tutacakmış. ilerde öderim dedi. esnafız ya biz de, "nasıl?" diye sormuş bulunduk. orospuluk yaparım dedi, istersen metresin olurum. içime bişey oturdu ağlamaya başladım, ama ne ağlamak! işte o gün bi inandım orospuyla tam yirmi yıl geçti. uzatmayalım, zagor'a müebbet verdiler. ama rahat durmaz ki piç! ha birini şişledi, ha firara teşebbüs; o şehir senin bu şehir benim, cezaevlerini gezip duruyor. orospu da peşinden. sonunda dayanamadım: ben de onun peşinden... önce dükkan gitti, ardından taksiler. karı terk etti, peder kapıları kapadı. yunus gibi aşk uğruna düştük yollara. iş bilmem, zanaat yok. bu tınmıyor  hiç. ilk yıllar ufak kahpeliklere başladı, sonra alıştı. gözünü yumup yatıyor milletin altına.gel dönelim diye çok yalvardım. evlenelim, pederi kandırırım, zagor'a bakarız: yok. kancık köpek gibi izini sürüyor itin. ne yaptı buna anlamadım. kaç defa dönüp gittim istanbul'a. yeminler ettim. doktorlar, hocalar kar etmedi. her seferinde yine peşinde buldum kendimi.bi keresinde döndüm, biriyle evlenmiş bu, hamile... beni abisiyim diye yutturduk herife. nedense rahatladım, oh dedim, kurtuluyorum. bu da akıllanmış görünüyor. yüzü gözü düzelmiş, çocuk diyor  başka bişey demiyor. sinop'ta oluyor bunlar. ben de döndüm istanbul'a. doğumuna yakın, zagor bi isyana karışıyor gene. hemen paketleyip diyarbakır cezaevine postalıyorlar. çok geçmeden bizimki depreşiyo gene; o halinle kalk git sen diyarbakır'a, üç gün ortadan kaybol... herif kafayı yiyor tabii. dönünce bi dayak buna: eşşek sudan gelinceye kadar. kızın sakatlığı bu yüzden.sonra çocuğu doğuruyor. durum hemen anlaşılmamış. ortaya çıkınca bir gece esrarı çekip takıyor herife bıçağı. çocuğu da alıp vın diyarbakır'a, zagor'un peşine. allahtan herif delikanlı çıkıyo da şikayet etmiyo. ben o ara istanbul'da taksiden yolumu buluyorum. epey bir zaman böyle geçti. yine her gece rüyalarımda bu. zagor'un diyarbakır cezaevinde olduğunu duymuştum o sıralar. bir gece bir büyükle eve geldim. hepsini içtim. zurnayım tabi. bir ara gözümü açıp baktım: karlı dağlar geçiyor. bir daha açtım, başımda bi çocuk, kalk abi, diyarbakır'a geldik diyor. baktım, sahiden diyarbakır'dayım. bi soruşturma... kale mahallesi vardır oranın, bi gecekonduda buldum, malımı bilmez miyim? görünce hiç şaşırmadı. hiç bişey demedik.

o gece oturup düşündüm. oğlum bekir dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle, yol belli, eğ başını,usul usul yürü şimdi. o gün bugün usul usul yürüyorum işte.

Veda Konuşması

Kardeşimin mezuniyeti sebebiyle bir sürü veda konuşması dinledim. Hemen hepsi klasik bir kaç söz söyleyip indiler sahneden. Hatta aralarında sahnede kürsüye yürümesi konuşmasından uzun süren gençler vardı.

Ben olsaydım veda konuşmama çıkarken çalan şarkı " sarhoş cafer " olurdu. Konuşmama da Dr. House'a, Dr. Who'ya, Dr. Walter Bishop'a, Da Vinci'ye, Erasmus'a, Frank Underwood'a, teşekkürle başlardım. Behzat Amir'e selam çakmadan geçmezdim elbet.

En önemlisi Leyla'lara ve Mecnun'a, İsmail abiye teşekkür ederdim. ( not: önce Funda'ya teşekkür ederdim ama onu buraya sığdıramayız. )

Sınava saatler kala sabah kendime gelmemi sağlayan Nihat Sırdar'a da teşekkür ederdim. Akşamları koştur koştur gittiğim tekelin sahibi abiye teşekkür ederdim.

Paspas'a, Carlos'a, Kurabiye, Tarçın, Karabiber ve Şekerpare'ye teşekkür ederdim.


Uzun bir konuşma olacağı kesin böyle böyle gider muhtemelen sonunda mikrofonu açık tutan abiye teşekkür ederimle biterdi.

Kardeşim kısa konuştu.

"Hepiniz hoşgeldiniz,

Afyon'a ilk gelişimde beni "hep yanındayım kızım" der gibi elimden tutup getiren babama, her vedalaşmamızda "kızım ne yapar orda tek başına" diye düşünüp içini sızlatan anneme, her daim varlığını yanımda hissettiğim abime ve siz değerli hocalarıma teşekkür ederim.

Ayrıca, Soma'daki maden kazasında ve Bosna'daki sel felaketinde hayatını kaybeden yurttaş ve soydaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum."

dedi.